Bir 19 Eylül İçin

Yeşil bir gün olmalı senin doğduğun gün.
Bu cümleyi yazarken attığım kahkaha yersiz,
Bakma bana sen.
Doğuşunun şahidinin eylül olduğunu,
Anlatmıştın zaten benim şiirimde 🙂
Yaprakların havasından da geçilmemiştir o zaman.
Dökülmeden önce son kutlayışlarını yapmışlardır.
Ben de o sıra yeni doğmuştum,
Katılamadım partiye kusura bakma 🙂

Düşünüyorum da bazen;
Sen olmasan,
Senin gibi bir başkası gelir miydi bu dünyaya?
”Gelirdi…” deme.
Kendinin farkında ol azıcık.
Her an kızabilirim…

Okulun bahçesine en çok yakışan arkadaşımdın.
Az mı şarkılar dinledik seninle,
Dostluğumuzun odasında?
Uzun süre kaldı odanın penceresinde,
Mandalina kabuklarımız.
Az yaramaz da değilmişiz hani.
Galiba yine ben yapmıştım o saçmalığı.
Bak nasıl da üstüne attım o yaramazlığı…

”Bahçeye gel…”
”Sahneye gel…”
”Şu ders var mı bugün?”
”Bu dersi hiç sevmiyorum…”
Bahçeye de geldim,
Sahneye de geldim.
Senin olduğun yere nasıl gelmezdim?
O ders var mı hemen öğrendim,
Senin sevmediğin dersi ben de sevmezdim.
Senin sevmediğini ben nasıl severdim?
Evet yapmışlığım var.
Gelmemişliğim de var,
Sevmediklerini sevmişliğim de…
Ama emin ol ki;
Hiçbiri senin değerinle yarışamadı,
Yarışamazdı…
Yarışmaya çalışanlar da çok oldu.
Ama ben yine kürkçü dükkanında,
Seninle beraber şarkılar dinledim.
Senin dinlediğinden ben nasıl mahrum kalırdım ki?

Bir gün derse az kala,
Bir teneffüs esnasında,
Baktım senin yanakların bana bakıyorlar…
Dedim şunlara bir selam vereyim.
Ama olmaz!
Niye?
”Az önce yemek yedin!
Ellerini yıka!”
Eyyvah eyvah!
E teneffüs bitecek…
Koş Ahmet koş…
Hocalara selam bile vermeden,
Merdivenlerden hızla indim…
Ellerimi öyle bir yıkayışım var ki;
Hem derse yetişmeli,
Hem de hijyenli mi hijyenli bir yıkayış…
Tekrar koştum yanına geldim…
Aldım bir tutam yanak ve yerime geçtim…
Emelime ulaştım lakin,
Yüzümde manasız bir sırıtma…
Gel de toparla kendini 😀

Beni affedişlerinden bir gün,
Dönüp bir bakışın vardı ki bana…
”Aaaa gelmiş…” dedin.
Benim söyleyecek bir şeyim yoktu.
Gözlerimle ”Evet geldim…” dedim…
Senin olduğun yere nasıl gelmezdim?

Çimenler, banklar,
Kimi zaman kıydırık sandalyeler bizim mekanımız oldu.
Sırrı basitliğindeydi zaten o günlerin.
Basit olduğu için hem zor, hem güzel günlerdi…

Çayın bile yeşildi.
Adı da ne kadar yaratıcı…
”Yeşilçay”
Kokusu sarardı bütün sınıfı.
Zaten sen de olmasan sınıfın haline diyecek yoktu.
Termosun tütsü misali,
Hem içer,
Hem de sınıfın o çoraklığına,
Kuraklığına bir çiçek dikerdin.
Gülüşün de eksik kalır mı?
Sınıfın en nadide sesi.

O gülüşünü hiç kaybetme.
Çünkü sen,
Seni seven herkes için kıymetli bir parçasın.
Kaybeden olursa eğer seni,
Kendine ağlasın.
Hayatındaki o boşluğu mümkünse toparlasın.
Öylesin ki;
İnsanın sensizlikle nasıl başa çıkacağını,
Yine kendine sordurtursun.
Çünkü,
Senden başkası ona cevap veremez…
Sen bizim ilacımızsın,
Sen bizim kaçınılmaz mutluluğumuzsun.
Sen bizim düşünemediğimiz,
O aklımızın zaman zaman eremediği,
Ufuksun…
Geleceksin sen…
Gelecek…

İyi ki doğdun,
İyi ki var oldun.
İyi ki bizim hayatımızda,
Yeşil yeşil varlığını sürdürüyorsun.
Üzülüp de yeşilini siyaha çalacak olursan eğer,
Bu şiiri hatırla…
Herkesin adına konuşup,
Onlara başka seçenek bırakmadığım,
Ve hak vereceklerini düşündüğüm,
Bu şiiri hatırla…
Nice hayatımıza ışık olacağın günlere…
İyi ki doğdun…

Adım bu siteye yanlış yazılmış…
Hemen düzelteyim…
”Mamet Musuf Mılmaz…”

Ahmet Yusuf Yılmaz
.