Bir Gün Batımı.

Güneşi emen ağaç dalları gibidir senin gölgelerin. Senin gölgelerin de benim sevgi tomurcuklarım filizlenmez. Aynaların yüzümü farklı gösterir bana, sevgi dolu bakışlarım yansımaz aynalarından.Sevgi ormanları büyür içimde istila etmek isterler dünyayı, izin vermezsin sevginin büyümesine içimde, sevgi dolu çocuğun içimde gülümse sinede izin vermezsin. Emretmeyi sevdiğini de biliyorum, kendi tutkularının içini esir almasının acısını çıkartmak istersin benden. Neden niçin olmadığını neden yürümediğini sorabilirsin kendine, bakabilr misin içinde çatlayan aynaya.
Ve o ayna sana gerçek yüzünü gösterebilir mi?
Vicdanın duyurur mu iç sesinde kim olduğunu? Artık naftalin kokuları arasında bir sandukada sakla bana ait olanı, benim için hiç bir değeri yok, sana ait olanın.Katlettiğin güzel duygularımı da al ve git. Bir daha ki bahara bıraktım artık duyguların baharda yesermesini umut ediyorum.Biliyorum ki, kar suyunda yıkanması gereken duygularım var benim, sana ait günahlardan arınmak gerek. Bütün davalar düşmüştür sana ait olan, artık yargılanıp infaz olundu cezam.Bazen rüyalarıma giriyorsun ya, eski güzelliğinden eser kalmamış, tam alnının ortasında bana söylediğin yalanların var ama bir tek ben görüyorum, bir de sen hissede biliyorsun bana olan ezikliğini.Seni bir kurşun kalemin ucunda bitirdim ben, kendi düşlerimde imha ettim varlığını. Artık içimde yeniden bir dirilişin olamaz. Seni, benim gibi hiç kimse o gönül tahtına koyamaz ve o koyduğu yerden hiç kimsede benim gibi alamaz. Rol kesmelerin vardı ya bana, ne kadar da aptalmışım sevgi oyunlarının sahte olduğunu. Kendi şiirselliğimde yitip gideceğimi biliyorum, yalnızlığın kollarında ne kadar mutlu olduğumu hissederken, bensiz ne kadar üzgün olduğunu da hissediyorum.
Senin afili cümleleri kullanırken gözlerini nasıl döndürdüğünü de biliyorum. Anlatılmaz yaşanır ya bazı şeyler, o şeylerin ben şeklini gönül duvarlarına çizip, boyuyorum. Bazen kendimi senin yerine koyup yargılıyorum, sana yaptığım hataları bazen kendimi senin yerine koyup, kendime kızıyorum.. Biz birlikte kör bir kuyuya taş atmıştık, ve o taşın girdabında, güneş ışığının mutluluğunu görmüştük ya, o güneş ışığında mutlu olmuştuk ya! İşte o güneş ışığı kadardı mutluluğun gölgesi. Aslında biz o gölgede hiç dinlenemedik. Biz o gölgede hiç aşk adına birleşemedik.
Mutluluk ırmaklarına varmak için yola çıktığımız o mahalde ben bir tavşanın hızında olduğum halde, senin kaplumbağa yürüyüşüne yetişemedim. Senin çevirdiğin entrikaların şifresini ben bir türlü çözemedim. Kutsal falanda değildi seninle yaşananlar, tümüyle bir entrikadan ibaretti. Aslında ikimizde birer figurandık, oyuncu rolü kesen. Ölmekte olan bir adamın aşk sancıları gibi içimde hissettiklerim artık, ölü bir ruh halinin mat gözlerde ki anlamsız ifadesi gibi bir şey. Hissetmiyorum buzdan bir adamım, buzdan.
Kendini taş zannedip, kuzey rüzgarlarına direnmeye çalışan kaçkın bir deli.

Tuncay Aytaç