Esaretin bedeli ağır olur

Bizde çocukken
Elbet bahçelere girer
Birer elma kayısı erik
Ne varsa koparıp yerdik
Heybemize doldurmaz dık
Dalından koparıp
Midemize indirirdik .
Bir de öyle sinsice girmezdik bahçeye
Ali dayımız vardı köyde
Her sabah inerdi bahçeye
Akşam gün batımında dönerdi eve
Bütün ağaçlara elleriyle su taşırdı avuç avuç.
Konuşurdu tek tek bütün ağaçlarla
Çocuk büyütür gibi
Bakımını yapardı
Bir çocuğu besler gibi bakımını yapardı
O kızgın yaz güneşin altında
Ağaçların bağri çatlamasın diye
Avuçlariyla damla damla su taşırdı.
Ali dayının bahçesine
Erik kayısı çalmaya gitmeden önce
Seslenir dik Ali dayı diye
Hani bilsin meyve çalacağız
Aslında istesek
Fazlasını da vereceğini biliyorduk.
Ama çocuk aklı işte
Macera peşindeyiz
Heyecan arıyoruz
Biz çalacağız
Ali dayı yakalayacak kovalayacak
Her defasında
Bizi görmezlikten gelirdi .
Bahçeden çıkarken
Ardımızdan seslenirdi
“Karnınızı iyice duydunuz mu ” ?
“Doyurmadı insanız
Şurada
Şu ağacın meyvesi olgunlaştı ,
Hadi gidip çalın bakmayacağım size “
Diye seslenirdi bize.
Kimsenin boğazından da çalmadık
Bitirmek için hiç çalmadık
Hiç bir yeri soymadık .
Büyüdük genç delikanlı olduk
Dokunmadık kimsenin ekmeğine
Helali haramı iyi biliyorduk
Hele devletin malını asla zarar vermedik
Biliyorduk ki
O hepimizin ortak değeridir
Hepimiz için vardı .
Ama birileri yapıştı kene gibi
O koltuklara
Emdiler devletin bütün damarlarından kanı
Sattılar karış karış toprağı
Parsel parsel bölüştüler
3 kuruşa satılıyor şimdilerde
Yıllarca satıp satıp doymadılar
Doyamadılarda .
Yedi göbek değil
Yetmiş yedi göbeğini yetecek kadar
Çaldılar çırptılar.
Yetmez mi ey kan emiciler
Gün olur yatacak evin olmaz
Özgürce dolaşacağın toprağın olmaz
Esaret altında kalır
Boynun bükülür
Bunu hiç mi düşünmezsiniz
Ey efendiler …

Erhan Ünlü