Mustafa suphi, nazım hikmet ve cumhuriyet

MUSTAFA SUPHİ, NAZIM HİKMET, SABAHATTİN ALİ VE
YOZLAŞMIŞ BİATÇI KATİLLER.

“remember remember the fifth of november”
(hatırla,hatırla beş kasımı hatırla)

Guy Fawkes manifestosuna böyle başlıyordu v for vandetta da nazım Hikmet’te;

“28 kanunisaniyi unutma!” diye başlar

“unutma” garip bir önermedir.İkinci tekile çağrıyken toplumsal olaylarda onun nezdinde kendini muhatap hisseden herkese yapılmış bir çağrıdır aynı zamanda beşeriyetin en büyük korkularından biridir unutulmak.
unutturulmak istenen olaylar, hatıralar, sosyolojik ya da ferdi mensubiyetler, aşk, sevgi, ihanet,komplo, ideolojiler, yanılgılar, pişmanlıklar, kronolojik cinayetler toplumsal hafızada yer tutar bir gün mutlaka sahne alacağı günü bekler.siyasal fay hatlarını bu unutturulan ya da hatırlatılan olaylar harekete geçirir.

romantik abiler ve ablalarda unutuluş ölümden daha ağırdır ümit yaşar unutma beni şiirinde bu sancıyı dile getirirken en büyük korkusunu dillendirir;
Bir gün gelir de unuturmuş insan
En sevdiği hatıraları bile
Bari sen her gece yorgun sesiyle
Saat on ikiyi vurduğu zaman
Beni unutma
can yücel, Attila İlhan abimiz; Batık bir gemiymiş aşk limanında, kader bu deyip de avutma beni.

deliliğin sınırlarında şifası olmayan bir ıstırabın dansı Allah yardımcısı olsun ne diyelim.

Aleyna tilki ise henüz o yaş gurubuna gelmediği için unutmak unutulmak kelime dağarcığında yok, olsaydı da ondan alıntı yapmazdım zaten.

“O gece olanları ve ülke için ne anlama geldiğini kimse unutmayacak. Ama ben, o adamı ve bana ifade ettiklerini unutmayacağım.””vandetta”

o adam ve ifade ettiklerini nazım hikmette unutmadı ve yoldaşlarına bağıra çırpına haykırdı;

“28 kanunisaniyi unutma!”

yoldaşları he abi tamam dediler ama hatırladıkları 1939-41 yılları arasında İstanbul, Çankırı ve Bursa hapishanelerinde yazdığı kuvayi milliye destanındaki;

Sarışın bir kurda benziyordu.
Ve mavi gözleri çakmak çakmaktı.
Yürüdü uçurumun başına kadar,
eğildi, durdu.
Bıraksalar
ince, uzun bacakları üstünde yaylanarak
ve karanlıkta akan bir yıldız gibi kayarak
Kocatepe’den Afyon Ovası’na atlıyacaktı. -1-

dediği adamdı

bıraksalar kocatepeden afyon ovasına atlayacak olan adamı neden tutmuşlar kim tutmuş bilmiyorum fakat guy ile nazımın arasındaki fark biri siyasi erkin en büyük simgelerinden birini yerle bir ederek siyasi erk ve savunucularına yenilmez olmadıklarını gerektiğinde onlarla aynı dili konuşacaklarını ve bunu halk ile birlikte faşizme karşı direnerek yapabileceklerini göstermekti, yeni bir dünya düzeni arzulayan dinamiklerin karşısında tutunamayacaklarına vurgu karşı şiddetin dozu ile mümkü kılınacağını ispat etmeye çalışır.

nazımın hatırlatmak istediği ise onbeş kişinin, koca memleket için olmasa bile siyasi gücü elinde tutanların korkusu olan onbeş kişinin katil sürülerince katledilişini unutturmayarak aslında var olan görkemli bir sembolü diriltme çabasıydı.

“umudunu kaybeden insanın, kaybedecek birşeyi kalmamış demektir” mottosunun peşinde koşan guy’un yolları semboller üzerinden geliştirdikleri söylemlerle kesişen nazımla burada hafifçe tali yola sapıyor nazım daha çok onurunu kaybeden herşeyini kaybeder düsturundan hareket eder.

kocatepeden afyon ovasına atlayacak adamı (tuttukları için bunu gerçekleştirememiş)isim vermeden yazması 28 yıl 4 ayın diyetimiydi bilmiyorum fakat bu satırları isteyerek yazmadığı bir çok kaynakta var aynı yolu sabahattin ali de denemişti gerçi ona memuriyet yolu açılmış fakat öldürülmekten kurtaramamıştı;

MEMLEKETTEN HABER

Hey anavatandan ayrılmayanlar!

Bulanık dereler durulmuş mudur?

Dinmiş mi olukla akan o kanlar?

Büyük hedeflere varılmış mıdır?

Asarlar mı hâlâ Hakka tapanı?

Mebus yaparlar mı her şaklabanı?

Köylünün elinde var mı sabanı?

Sıska öküzleri dirilmiş midir?

Cümlesi belî der enel hak dese,

Hâlâ taparlar mı koca terese?

İsmet girmedi mi hâlâ kodese?

Kel Ali’nin boynu vurulmuş mudur?

Koca teres kafayı bir çekince

İskender’e bile dudak bükünce

———————————-

Hicabından yerler yarılmış mıdır?

bu şiire 1 yıl ceza alır temyize gider ceza artar 29 Ekim 1933’de cumhuriyetin onuncu yıl dönümünde çıkarılan genel afla özgürlüğüne yeniden kavuşur fakat işsiz ve parasızdır.

Memurluğu yarıda kaldığı için devlet tarafından bir işe yerleştirilmesinin kanunen zorunlu olduğunu söyler. Haklı olduğu söylenir yüzüne karşı, ama “elden bir şey gelmez”. Çünkü bunun için kanunun değil mustafa kemalin buyruğu lazım geliyordur.

o da mustafa kemale bir güzelleme yazar varlık dergisinde yayınlatır o nazım gibi oradan oraya atlatamaz çünkü sabahattin ali, nazım gibi aksiyondan ziyade daha romantiktir o yüzden şiirin adını “benim aşkım”koyar;

BENİM AŞKIM

Sensin kalbim değildir, böyle göğsümde vuran,

Sensin “Ülkü” adıyla beynimde dimdik duran

Sensin çeyrek asırlık günlerimi dolduran

Seni çıkartsam ömrüm başlamadan bitiyor

Hem bunları ne çıkar anlatsam bir düziye

Hisler kambur oluyor dökülüyor yazıya

Kısacası gönlümü verdim Ulu Gazi’ye

Göğsümde şimdi yalnız onun aşkı yatıyor.

bazı kaynaklarda derken aslında tek kaynakta bu şiirin sabahattin aliye yapılan bir komplo olduğu söylenir cemal kutayın gazetesinde kuyucaklı yusuf tefrikasının parası ödenmediği için yazmayı bırakır gazete de tiraj kaybına uğrar bunun üzerine böyle bir şiir ortaya çıkarılır ve onun üstüne atılır doğru yalan bilmem

değişik bi abi sabahattin ali; “hem fakir hem dili büyük” Reşit Ertüzün; “Bir akşam bize, rahat durması şartıyla İnönü’nün kendisine milletvekilliği önerdiğini ve bunu reddettiğini anlatmıştı”der.

marangozluğun da “m” sinden anlamam keşke saz falan alsaydım en azından maliyeti düşük olurdu aileden hiç kimsenin müzik geçmişi olmadığından gözüm korktu gerçi marangozda hiç yok bakacağız bir kamyonet kestane ağacı tahtası aldım sehpa yapmak niyetindeyim bakalım gayret bizden tevfik Allahtan inşallah bir yerimizi kesmeyiz.

hoçakalın

Ahmet Kırmızı
.