Neyse ki Eylül geldi

.
İşte yaz da bitti.
Oysa daha dün gibi değil miydi “bahar da bitti yaz geldi, bahar gibi olsun yaz günleri” dediğimiz günler. Oysa yaz sıcağı her konuda hepimizi bunaltacaktı, terletecekti , offf çektirecekti.

Bunu çok iyi biliyorduk. Güneşin tepemize dimdik düşmesi de yıldırım düşmeleri gibi yangın sebebinden sayılacaktı. Bunu da çok iyi biliyorduk. Denizin mavi serinliği bile ateşe su olamayacaktı. Çünkü o maviyi hepimiz, her yerden göremeyecektik…

Ve bir köşede yanan ağaçtan bir kozalak fırlayacak, öbür köşede oturanların ya beyninin ya da yüreğinin ortasına düşecek ve onu da yakacaktı. Memleket bir baştan bir başa yanacaktı.

Ve kimimiz bu yangında kül olurken kimilerimiz kül olduğunun bile farkına varamayacaktı.
Ki öyle de oldu…

Ama neyse ki yaz bitti…(bu nasıl bitmekse)..
Şimdi Eylül geldi…
Belki şimdi sararmış yapraklara basarak parklarda yollarda yürüyenler “aşka dair hüzünlü” makamlardan kendi bestelerini mırıldanarak yürüyecekler. Ama olsun.
Belki şimdi takvimlere bakmaya alışkanlığı olanlar, takvimin sayamadıkları ama gittikçe azaldığını hissettiren açılmamış yaprakları karşısında iç çekecekler. Ama olsun.

Belki birazdan bir yağmur yağacak, yanan ormanlarıyla beraber, ülkenin üstündeki yangında sönecek. Toprağa bereket işleyecek. İnsanlar farkında olmadıkları insanlıklarından çıkan yeni bir sürgünün yeniden doğum gibi bahar çiçekleri ile donandığını görecekler, şaşıracaklar…

Ki dileyelim öyle olsun…
Ve neyse ki Eylül geldi diyelim…

Cevat Çeştepe